Kemal Sunal Onaylı
Oyuncu
İçindekiler
Biyografi
Kemal Sunal, Türkiye’de sinema ve televizyon izleyicisinin hafızasında “Şaban” karakteriyle yer etmiş; 1970’lerden 1990’ların sonuna uzanan dönemde geniş kitlelere ulaşan komedi filmleriyle tanınmış bir oyuncudur. Tam adı Ali Kemal Sunal’dır. 11 Kasım 1944’te İstanbul’un Fatih ilçesine bağlı Küçükpazar semtinde doğdu ve 3 Temmuz 2000’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Uzun yıllar boyunca canlandırdığı “iyi niyetli, saf, haksızlığa karşı duran” karakterler, dönemin toplumsal meselelerini mizah yoluyla görünür kılan bir anlatı dili oluşturdu. Yeşilçam’ın üretim temposunun yüksek olduğu yıllarda, halkın gündelik hayatına dair sınıfsal gerilimleri, çalışma hayatını, bürokrasiyi, kentleşmeyi ve adalet arayışını güldürü kalıbı içinde işleyen yapımlarda başrol üstlenerek, Türk sinemasının en çok izlenen yüzlerinden biri hâline geldi.
Sunal’ın çocukluğu ve gençliği, İstanbul’un emekçi mahallelerinden birinde geçti. Ailesinin ekonomik şartları çok geniş değildi; bu nedenle eğitim hayatı boyunca farklı işlerde çalıştığı ve yaz tatillerinde harçlığını çıkarmaya uğraştığı anlatılır. İlkokulu Mimar Sinan İlkokulu’nda okudu, ardından Vefa Lisesi’nden mezun oldu. Lise yıllarında tiyatroya ilgisi belirginleşti; okul yıllarında rol aldığı “Zoraki Tabip” ile sahneye ilk adımını attığı, yeteneğinin de öğretmenleri tarafından desteklendiği aktarılır. Bu dönem, onun oyunculuk reflekslerinin şekillenmesi açısından kritik bir “hazırlık” evresidir: Sahne disiplini, metinle ilişki kurma biçimi ve izleyiciyle bağ kurma yeteneği, daha sonra sinemaya taşıdığı temel özellikler arasında sayılır.
Profesyonel tiyatroya geçişi, dönemin önemli topluluklarıyla kurduğu temaslarla hızlandı. Kenterler, Ulvi Uraz ve Ayfer Feray gibi tiyatrolarda sahne deneyimi kazanması, yalnızca oyunculuk tekniğini geliştirmekle kalmadı; aynı zamanda farklı rol tipleriyle tanışmasını sağladı. Ardından Devekuşu Kabare’de yer alması, politik ve toplumsal hicvin güçlü olduğu bir sahne geleneğiyle temas kurduğu bir dönem olarak görülebilir. Tiyatronun “anlık” reaksiyon isteyen yapısı, Sunal’ın mimik ve beden dilini ekonomiyle kullanabilmesine, güldürünün ritmini sahnede kurmasına yardımcı oldu. Bu birikim, kamera karşısında kurduğu doğallığın önemli dayanaklarından biridir.
Sinemaya geçişi 1972’de “Tatlı Dillim” filmiyle oldu. Yönetmen Ertem Eğilmez’in onu fark etmesi, Yeşilçam içindeki kariyer rotasını belirleyen eşiklerden biri kabul edilir. 1974’te “Salako” ile başrol deneyimi yaşaması ve aynı yıl “Hababam Sınıfı” filminde canlandırdığı “İnek Şaban” karakteriyle geniş kitlelere ulaşması, onun adının kalıcı biçimde “Şaban” markasıyla özdeşleşmesine yol açtı. Bu popülerlik, yalnızca komik sahnelerle sınırlı değildi; Sunal’ın karakterleri çoğu zaman sistemin açıklarını, haksızlıkları ve güç ilişkilerini izleyiciye sezdiren bir “halk zekâsı” taşıdı. Bu nedenle filmleri, dönem dönem “sosyal eleştiri” yönüyle de anıldı.
1970’lerin ikinci yarısı ve 1980’ler, Sunal’ın art arda başrol oynadığı ve çok sayıda kült filme imza attığı dönemdir. “Süt Kardeşler”, “Tosun Paşa”, “Şabanoğlu Şaban”, “Çöpçüler Kralı”, “Kibar Feyzo”, “Kapıcılar Kralı”, “Davaro”, “Gol Kralı”, “Yüz Numaralı Adam” gibi yapımlar; hem televizyon gösterimleriyle hem de kuşaklar arası aktarımla sürekli canlı kalan bir izleyici ağı oluşturdu. Bu filmlerde Sunal, kimi zaman köyden kente gelen “yeni” bir karakteri, kimi zaman kent yoksulluğunun içinden konuşan bir işçiyi, kimi zaman da bürokrasi karşısında sıkışan “sıradan insanı” temsil etti. Mizahın merkezine koyduğu duygu çoğu zaman “mahcubiyet”, “adaletsizlik karşısında direnme” ve “haksızlığa itiraz” oldu. Bazı filmlerinde dram tonuna yaklaşan sahneler, onun yalnızca komediyle sınırlı bir oyuncu olmadığını gösteren örnekler arasında anılır.
Sunal’ın kariyerinde ödül başlığı da önemlidir. 1977’de “Kapıcılar Kralı” filmindeki performansıyla Antalya Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldığı bilinir. Bu ödül, popüler komedi oyuncularının çoğu zaman “ciddiye alınmama” riskine karşı, Sunal’ın oyunculuk kalitesini resmî bir zeminde de görünür kılan bir işaret olarak değerlendirilir. Ayrıca filmografisindeki çeşitlilik, onu yalnızca “Şaban” tiplemesinin ötesinde, farklı toplumsal tipleri canlandırabilen bir isim olarak konumlandırdı. 1990’lara gelindiğinde Yeşilçam’ın üretim koşulları değişirken, Sunal da sinemada daha seyrek görünmeye başladı; buna rağmen televizyon yayınları ve tekrar gösterimleri, filmlerinin dolaşımını hiç kesmedi.
Eğitim hayatı, kariyerinin geç döneminde yeniden öne çıkan bir başlıktır. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (dönemin adıyla İstanbul Gazetecilik Yüksekokulu) başladığı yükseköğrenimini uzun süre tamamlayamadı; ancak yarım kalan üniversite eğitimini 1995’te aynı fakültenin Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünden mezun olarak bitirdi. Ardından yüksek lisans yaptığı ve 1999’da “TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü” başlıklı teziyle mezun olduğu bilgisi, onun kendi işini “akademik” bir çerçevede de düşünmeye çalıştığını gösteren ilginç bir detaydır. Popüler kültürde komedinin bazen “hafif” görülmesine karşı, Sunal’ın komedi geleneğine bilinçli biçimde yaklaşması bu yönüyle dikkat çeker.
Özel yaşamında Gül Sunal ile evliliği ve iki çocuğu (Ali Sunal ve Ezo Sunal) öne çıkar. Kamuoyuna yansıyan yönleri sınırlı olsa da ailesiyle kurduğu bağ, onu “ekranın dışında” daha sakin ve mahrem bir hayatla tanımlayan anlatılarda sık yer bulur. Hayatı boyunca uçak ve deniz yolculuğuna mesafeli olduğu, özellikle uçak korkusunu açıkça dile getirdiği bilinir. 3 Temmuz 2000’de “Balalayka” filminin Trabzon’daki çekimlerine gitmek üzere bindiği uçakta kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi, bu korkunun kamuoyunda yeniden konuşulmasına da neden oldu. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
18 Şubat 2026 itibarıyla Kemal Sunal, Türkiye’de hem sinema tarihinin hem de televizyon kültürünün en görünür simgelerinden biri olmayı sürdürmektedir. Filmleri, farklı kuşakların ortak referanslarına dönüşmüş; replikleri, karakterleri ve “iyi niyetli adam” çizgisi, gündelik dilin içine yerleşmiştir. Eleştiriler, filmlerinin üretim dönemi koşullarını ve Yeşilçam’ın kalıplarını hatırlatarak okunmayı gerektirse de, Sunal’ın mirası çoğu zaman “toplumsal adalet duygusunu mizahla anlatabilen” bir oyuncu kimliği üzerinden değerlendirilmektedir. Bugün hâlâ tekrar izlenen yapımlarının geniş dolaşımı, onun yalnızca bir dönem yıldızı değil, kültürel sürekliliği olan bir anlatı figürü hâline geldiğini göstermektedir.
Sunal’ın çocukluğu ve gençliği, İstanbul’un emekçi mahallelerinden birinde geçti. Ailesinin ekonomik şartları çok geniş değildi; bu nedenle eğitim hayatı boyunca farklı işlerde çalıştığı ve yaz tatillerinde harçlığını çıkarmaya uğraştığı anlatılır. İlkokulu Mimar Sinan İlkokulu’nda okudu, ardından Vefa Lisesi’nden mezun oldu. Lise yıllarında tiyatroya ilgisi belirginleşti; okul yıllarında rol aldığı “Zoraki Tabip” ile sahneye ilk adımını attığı, yeteneğinin de öğretmenleri tarafından desteklendiği aktarılır. Bu dönem, onun oyunculuk reflekslerinin şekillenmesi açısından kritik bir “hazırlık” evresidir: Sahne disiplini, metinle ilişki kurma biçimi ve izleyiciyle bağ kurma yeteneği, daha sonra sinemaya taşıdığı temel özellikler arasında sayılır.
Profesyonel tiyatroya geçişi, dönemin önemli topluluklarıyla kurduğu temaslarla hızlandı. Kenterler, Ulvi Uraz ve Ayfer Feray gibi tiyatrolarda sahne deneyimi kazanması, yalnızca oyunculuk tekniğini geliştirmekle kalmadı; aynı zamanda farklı rol tipleriyle tanışmasını sağladı. Ardından Devekuşu Kabare’de yer alması, politik ve toplumsal hicvin güçlü olduğu bir sahne geleneğiyle temas kurduğu bir dönem olarak görülebilir. Tiyatronun “anlık” reaksiyon isteyen yapısı, Sunal’ın mimik ve beden dilini ekonomiyle kullanabilmesine, güldürünün ritmini sahnede kurmasına yardımcı oldu. Bu birikim, kamera karşısında kurduğu doğallığın önemli dayanaklarından biridir.
Sinemaya geçişi 1972’de “Tatlı Dillim” filmiyle oldu. Yönetmen Ertem Eğilmez’in onu fark etmesi, Yeşilçam içindeki kariyer rotasını belirleyen eşiklerden biri kabul edilir. 1974’te “Salako” ile başrol deneyimi yaşaması ve aynı yıl “Hababam Sınıfı” filminde canlandırdığı “İnek Şaban” karakteriyle geniş kitlelere ulaşması, onun adının kalıcı biçimde “Şaban” markasıyla özdeşleşmesine yol açtı. Bu popülerlik, yalnızca komik sahnelerle sınırlı değildi; Sunal’ın karakterleri çoğu zaman sistemin açıklarını, haksızlıkları ve güç ilişkilerini izleyiciye sezdiren bir “halk zekâsı” taşıdı. Bu nedenle filmleri, dönem dönem “sosyal eleştiri” yönüyle de anıldı.
1970’lerin ikinci yarısı ve 1980’ler, Sunal’ın art arda başrol oynadığı ve çok sayıda kült filme imza attığı dönemdir. “Süt Kardeşler”, “Tosun Paşa”, “Şabanoğlu Şaban”, “Çöpçüler Kralı”, “Kibar Feyzo”, “Kapıcılar Kralı”, “Davaro”, “Gol Kralı”, “Yüz Numaralı Adam” gibi yapımlar; hem televizyon gösterimleriyle hem de kuşaklar arası aktarımla sürekli canlı kalan bir izleyici ağı oluşturdu. Bu filmlerde Sunal, kimi zaman köyden kente gelen “yeni” bir karakteri, kimi zaman kent yoksulluğunun içinden konuşan bir işçiyi, kimi zaman da bürokrasi karşısında sıkışan “sıradan insanı” temsil etti. Mizahın merkezine koyduğu duygu çoğu zaman “mahcubiyet”, “adaletsizlik karşısında direnme” ve “haksızlığa itiraz” oldu. Bazı filmlerinde dram tonuna yaklaşan sahneler, onun yalnızca komediyle sınırlı bir oyuncu olmadığını gösteren örnekler arasında anılır.
Sunal’ın kariyerinde ödül başlığı da önemlidir. 1977’de “Kapıcılar Kralı” filmindeki performansıyla Antalya Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldığı bilinir. Bu ödül, popüler komedi oyuncularının çoğu zaman “ciddiye alınmama” riskine karşı, Sunal’ın oyunculuk kalitesini resmî bir zeminde de görünür kılan bir işaret olarak değerlendirilir. Ayrıca filmografisindeki çeşitlilik, onu yalnızca “Şaban” tiplemesinin ötesinde, farklı toplumsal tipleri canlandırabilen bir isim olarak konumlandırdı. 1990’lara gelindiğinde Yeşilçam’ın üretim koşulları değişirken, Sunal da sinemada daha seyrek görünmeye başladı; buna rağmen televizyon yayınları ve tekrar gösterimleri, filmlerinin dolaşımını hiç kesmedi.
Eğitim hayatı, kariyerinin geç döneminde yeniden öne çıkan bir başlıktır. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (dönemin adıyla İstanbul Gazetecilik Yüksekokulu) başladığı yükseköğrenimini uzun süre tamamlayamadı; ancak yarım kalan üniversite eğitimini 1995’te aynı fakültenin Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünden mezun olarak bitirdi. Ardından yüksek lisans yaptığı ve 1999’da “TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü” başlıklı teziyle mezun olduğu bilgisi, onun kendi işini “akademik” bir çerçevede de düşünmeye çalıştığını gösteren ilginç bir detaydır. Popüler kültürde komedinin bazen “hafif” görülmesine karşı, Sunal’ın komedi geleneğine bilinçli biçimde yaklaşması bu yönüyle dikkat çeker.
Özel yaşamında Gül Sunal ile evliliği ve iki çocuğu (Ali Sunal ve Ezo Sunal) öne çıkar. Kamuoyuna yansıyan yönleri sınırlı olsa da ailesiyle kurduğu bağ, onu “ekranın dışında” daha sakin ve mahrem bir hayatla tanımlayan anlatılarda sık yer bulur. Hayatı boyunca uçak ve deniz yolculuğuna mesafeli olduğu, özellikle uçak korkusunu açıkça dile getirdiği bilinir. 3 Temmuz 2000’de “Balalayka” filminin Trabzon’daki çekimlerine gitmek üzere bindiği uçakta kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi, bu korkunun kamuoyunda yeniden konuşulmasına da neden oldu. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
18 Şubat 2026 itibarıyla Kemal Sunal, Türkiye’de hem sinema tarihinin hem de televizyon kültürünün en görünür simgelerinden biri olmayı sürdürmektedir. Filmleri, farklı kuşakların ortak referanslarına dönüşmüş; replikleri, karakterleri ve “iyi niyetli adam” çizgisi, gündelik dilin içine yerleşmiştir. Eleştiriler, filmlerinin üretim dönemi koşullarını ve Yeşilçam’ın kalıplarını hatırlatarak okunmayı gerektirse de, Sunal’ın mirası çoğu zaman “toplumsal adalet duygusunu mizahla anlatabilen” bir oyuncu kimliği üzerinden değerlendirilmektedir. Bugün hâlâ tekrar izlenen yapımlarının geniş dolaşımı, onun yalnızca bir dönem yıldızı değil, kültürel sürekliliği olan bir anlatı figürü hâline geldiğini göstermektedir.
Kariyer Geçmişi
| Yıl | Proje Adı | Rol |
|---|---|---|
| 2000 - 2000 | Balalayka (hazırlık dönemi) | Necati (planlanan rol) |
| 1999 - 1999 | Propaganda | Oyuncu |
| 1988 - 1988 | Düttürü Dünya | Mehmet |
| 1981 - 1981 | Davaro | Memo |
| 1978 - 1978 | Kibar Feyzo | Feyzo |
| 1977 - 1977 | Çöpçüler Kralı | Abdi Şakrak |
| 1976 - 1976 | Süt Kardeşler | Şaban |
| 1976 - 1976 | Tosun Paşa | Şaban / Tosun Paşa |
| 1975 - 1975 | Hababam Sınıfı | İnek Şaban |
| 1974 - 1974 | Salako | Başrol |
| 1972 - 1972 | Tatlı Dillim | Oyuncu |
| Yıl | Proje Adı | Rol |
|---|---|---|
| 1977 - 1977 | Antalya Film Festivali – En İyi Erkek Oyuncu | Kapıcılar Kralı ile |
| Yıl | Proje Adı | Rol |
|---|---|---|
| 1973 - 1975 | Devekuşu Kabare | Oyuncu |
| 1969 - 1973 | Ulvi Uraz Tiyatrosu | Oyuncu |
| 1967 - 1969 | Kenterler Tiyatrosu | Profesyonel oyuncu |
| 1965 - 1965 | Zoraki Tabip (amatör tiyatro) | Oyuncu |